İçindekiler dizini

Edebiyat, Kültür, Medeniyet ve ilişkileri

Çalışma; edebiyat, dil, kültür ve medeniyet arasındaki karmaşık ve kurucu ilişkileri kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Çalışmalar, edebiyatın kökenini sadece bir estetik kategori değil, aynı zamanda ahlak, adalet ve toplumsal düzen (edeb) gibi temel değerlerin kaynağı olarak konumlandırmaktadır. Metinler, dilin kültürü nesiller arası aktaran temel taşı ve edebiyatın hammaddesi olduğunu vurgularken, edebiyatın bir medeniyetin kimlik, kolektif hafıza ve ulusal bilinç inşasında aktif rol oynayan bir güç olduğunu göstermektedir. Ayrıca, edebiyatın yalnızca sanatsal değil, sinema, medya ve içerik endüstrileri için temel içerik sağlayan önemli bir kültürel ekonomik boyut taşıdığı ve modernleşme ile eski/yeni çatışması gibi dönüşüm alanlarını nasıl yansıttığı analiz edilmektedir. Bu disiplinlerarası yaklaşım, edebiyatın toplumun hem aynası hem de geleceğini şekillendiren motoru olduğu sonucuna varmaktadır.

Çalışma, edebiyat, dil, kültür ve medeniyet kavramlarını hem felsefi ve ontolojik kökleri hem de sosyolojik ve ekonomik etkileşimleri açısından derinlemesine ele alarak aralarındaki çok yönlü ve karşılıklı ilişkileri tartışmaktadır.

Bu makaleyi Spotify’da sesli olarak dinlemek için podcast’ine bu linkten ulaşabilirsiniz.

 

Aşağıda, kaynaklarda Edebiyat, Kültür, Medeniyet ve ilişkili alanlar hakkında söylenenlerin tartışması sunulmuştur:

1.1       I. Temel Kavramların Ontolojik ve Tarihsel Kökeni

1.1.1      A. Edeb ve Medeniyetin Temeli

Çalışma, edebiyatın kökenini Arapçadaki “edb” kelimesine dayandırır. Edeb, sadece estetik bir kategori olmanın ötesinde, sözü ve davranışı birleştiren; hak, adalet, iyilik, güzellik ve hakikat değerlerinin kendisinden çıktığı bir “kök-değer” olarak tanımlanır. Etimolojik olarak edebin, medeniyetin temel formlarından ahlâk ve hukuka (nomos) karşılık geldiği görülür.

Bu makaleyi Youtube’da görüntülü olarak izlemek için videosuna bu linkten ulaşabilirsiniz.

Medeniyetin (uygarlığın) tanımında, belirli bir toplumun dinî, ahlaki, akli, estetik, lisanî, iktisadi ve fennî hayatlarının ahenkli bir bütünü olduğu vurgulanır. Medeniyet, kültürel birikimlerin bütünlenmesiyle oluşur, ancak medeniyetin milletlerarası olduğu, kültürün ise millî olduğu ayrımı da yapılır. Edebiyat ve medeniyet arasındaki ilişkinin modern dönemle başlamadığı, binlerce yıl geriye gittiği belirtilir. Hatta medeniyeti kuran temel unsurun, söz ve sözde dile gelen mana olduğu bile söylenebilir.

Çalışma, medeniyetin öncelikle nesne, bina ya da yüksek teknikler demek olmadığını; insanın insana, çevreye, hayata saygısı, verdiği değer ve yüklediği anlam olduğunu vurgular. Edebiyat ise, bu anlamın ve değerin oluşmasına aktif katkı sunan bir değerdir, zira konusu insanın anlam dünyasıdır. Ahlâk ve hukuk (edeb/nomos), medeniyetin kurucu öğeleridir ve bir söz sanatı olarak edebiyat ortaya çıkmadan önce, bir arada yaşayabilmenin imkânı olarak hukuk ve ahlâka gereksinim vardır.

1.1.2      B. Dil, Kültür ve Edebiyat İlişkisinin Merkeziyeti

Dil, edebiyatın malzemesi ve aynı zamanda kültürün de taşıyıcısıdır. Kültürbilimciler, kültürün unsurlarını sıralarken ilk sıraya “dil”i koyarlar. Dil, bir milletin yaşam tarzının, tarihinin ve inançlarının gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir köprü işlevi görür; bu yönüyle kültür elçisi olduğu söylenir.

Dil ve kültür birbirinden ayrı düşünülemez; dil olmadan kültür temelsiz bir binaya, kültür olmadan dil ise kaynağı kurumaya yüz tutmuş bir nehre benzer. Yazının kalıcı olma özelliği, kültürün de kalıcı olmasını sağlar, zira kültür edebiyat sayesinde yazıda hayat bulur.

Edebiyatın ulusal kimlik ve bilinç yaratmadaki rolü, dilin bütün imkânlarının kullanıldığı en ideal ortam olmasıyla güçlenir. Namık Kemal’in “edebiyatsız millet dilsiz insana benzer” ifadesi, bu hayati konumu ortaya koyar.

1.2       II. Edebiyatın Toplumsal Rolü ve Dönüştürücü Gücü

1.2.1      A. Edebiyat ve Toplumsal Hafıza/Gelenek İnşası

Edebi metinler (roman, hikâye, tiyatro vb.), toplumun hafızasını oluşturan bilgi depolarıdır. Bu eserler, yazılmayan tarihin ve anılmayan geçmişin tanığı olma misyonunu üstlenir.

Edebiyat, toplumun hafızasını yönlendirme ve Eric Hobsbawm’ın ifadesiyle “icat edilmiş gelenekleri” kitlelere benimsetme gücüne sahiptir. Roman, toplumsal meseleleri ele alma ve kitlelere ulaşma kolaylığı sayesinde, anlatılan gerçekliğin bir müddet sonra hakikat olarak kabul edilmesine, tarihe ve toplumsal hafızaya yön vermesine neden olmuştur.

Edebiyat, bir toplumun nabzının yazarlarının eserlerinde attığı, varoluş deneyimlerinin yoğun şekilde ortaya çıktığı alandır. Bir toplum, ancak edebiyatın diliyle üst bir kültür hâline gelir ve medeniyet yolunda gelişme imkânı bulur.

1.2.2      B. Edebiyatın İşlevi ve Estetik Boyutu

Edebiyatın işlevleri arasında düşündürmek, aydınlatmak, öğretmek, kışkırtmak ve eğlendirmek gibi toplumsal işlevler bulunur. Edebiyat, bilimsel veya felsefi kitaplarda soyut olanı somut figürlerle ve imgelerle ortaya koyduğu için daha kolay okunur ve daha geniş kitleye ulaşır. Edebiyatta kurmacadan (fiksiyon/uydurulmuş sözcüklerle gerçekleştirilen edim) yararlanılır, bu da yazara eleştirilerden kaçınma ve konularını kurgulama masumiyetini verir.

Ancak edebiyatın, salt yazı yazma biçimi olmaktan çıkıp hayata karışan, yaşama biçimine dönüşen bir yönü vardır. Edebi eserde yazar, dünyaya, topluma ve mevcut anlayışa karşı bir tepki ve yanıt da sunar. Yüzyıllardır sözün etki gücü sayesinde edebiyata bir görev yüklenmiş ve kitleleri yönlendirme yolu izlenmiştir.

1.3       III. Edebiyat ve Medeniyetin Olgunlaşması (Maturity)

Edebiyatın ve medeniyetin gelişimi, olgunlaşma (maturity) kavramı üzerinden ele alınır. Eliot’a göre bir klasik, ancak dil ve medeniyet olgunluğa eriştiği zaman ortaya çıkar. Olgunlaşma, sadece bir kültürün kendi içindeki etkileşimlerle değil, diğer kültür ve medeniyet oluşumları ile temasa gelmesiyle de gerçekleşir. Kendi içine kapalı toplumlardan ileri medeniyet unsurları beklememek gerektiği vurgulanır. Tarih bilinci, şairin kendi halkının dışında başka halkların tarihinin olmadığı yerde tam olarak ortaya çıkmaz.

Medeniyetin olgunlaşması bağlamında şiir, en kadim ifade tarzı olarak öne çıkar. Şiir, bir sanat niteliği kazanmadan önce de bilmenin, düşünmenin, anlamanın ve ifade etmenin yöntemi olarak görülmüştür; yerine göre mitoloji, felsefe veya bilimdir. İslam kültüründe de şiirin asırlar boyunca başlıca ifade tarzı olduğu, değerli bir şeyden söz edileceği zaman şiirle dile getirilmeye çalışıldığı belirtilir.

1.4       IV. Edebiyat ve Dönüşüm/Çatışma Alanları

1.4.1      A. Modernleşme ve Tercüme Edebiyatı

Türk modernleşme tarihinin önemli bir dönüm noktası olan Tanzimat döneminde, Ahmet Mithat Efendi gibi aydınlar, romanlarında Osmanlı toplumundaki kültürel ikilikleri ve Batı ile kurulan temasların ardından değişen kent hayatını ve yeni insan tiplerini sunmuşlardır. Ahmet Mithat Efendi romanlarında Batılılaşma süreciyle ortaya çıkan ve toplumsal ilkelerin dışına itilmiş “öteki” temsillerine yer vermiştir.

Romanların tercüme edilmesi, başka kültürlere ulaşmanın yolu olsa da, aynı zamanda kültürel dilleri kendisine yabancılaştırabilir, bu da kendine yabancılaşmaya neden olabilir.

Cumhuriyet döneminde alfabe değişikliği, geçmişin kapısını kapatan ve geleceğe, modern Batı uygarlığıyla bütünleşmeye giden yolu açan temel bir adım olarak görülür. Bu değişiklik, yazılı kültürden ve gelenekten uzaklaşmaya, kimlik ve hafıza kaybına sebep olmuş, toplumu zoraki bir alzaymır hastalığına sürüklemiştir.

1.4.2      B. Divan Edebiyatı ve Eski/Yeni Çatışması

Yeni Türk edebiyatının ortaya çıkışıyla birlikte, duyguyu temel alan şiirden, aklı temel alan romana doğru bir ilgi kayması yaşanmıştır.

Tevfik Fikret gibi yeni edebiyatçılar, Divan edebiyatını eleştirmiştir. Fikret’e göre Divan edebiyatı, taklide dayanır, düzme bir dil kullanır, İran şairlerini taklitten kurtulamaz ve toplumdan, gerçeklikten uzaktır. Yenilenmeyen edebiyat donuk bir biçimde tarihteki yerini alır. Yeni edebiyatçılar ise Divan edebiyatının aksine, geçmişe saygılı olsalar da onun çağdışı kaldığının bilincindedirler. Onlar, yeni düşüncelerin önünü açabilmek için kanıtlara gereksinim duyar ve Batı edebiyatlarının (özellikle Fransız edebiyatının) incelenmesini, kendi özgün Türk edebiyatını yaratmak için bir ölçüt olarak görürler.

1.4.3      C. Dil ve Edebiyat Öğretiminde Kültür Boyutu

Yabancı dilde edebiyat öğretiminde (örneğin Almanca edebiyatı öğretiminde), sadece dilin değil, ait olduğu ülkenin sosyal ve kültürel boyutlarının yansıtılması işlevi bulunur. Öğrencinin edebi metni anlayıp yorumlayabilmesi için, genel anlamda sanatın ona aktardığı bilgilerden daha fazlasını bilmesi gerekir. Bu, amaç dilin kültürü ve onun değerleri ile tanışmak anlamına gelir.

Öğretimde metinlerin ait olduğu toplumun kültürü içinde anlaşılır kılınması esastır. Ayrıca, öğrenci yabancı kültürün eseriyle karşılaştığında, kendi kültüründe kazandıklarını devreye sokarak eseri yanlış yorumlayabilir. Bu yanlış yorumlamaları önlemek için, yabancı kültürün edebi eserini incelerken metin ve konsept bilgisinin ayrılmaz bir bütün olarak görülmesi gerekir.

1.5       V. Edebiyat ve Disiplinlerarası Yaklaşımlar

1.5.1      A. Edebiyat Bilimi, Filolojiler ve Kültürlerarasılık

Modernleşmeyle birlikte dil, düşünce ve kültür paradigması, belirli bir dil ve edebiyatı inceleyen filolojilerin kendilerini yöntemsel ve biçimsel olarak yenilemesini zorunlu kılmıştır.

Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi, bu dönüşüm bağlamında bir yöntemden bağımsız bir bilim dalına dönüşmüş ve filolojilerle etkileşim içine girmiştir. Bu bilim dalı, çoğulcu ve kültürlerarası analiz ve sentezlere olanak tanıdığından disiplinlerarası çalışmalara uygun bir zemin oluşturur.

Karşılaştırmalı Edebiyat’ın amacı, kültürlerarasılık bağlamında, iki kültürün karşılaştırılmasından ziyade, birden çok kültürün karşılıklı etkileşimi sonucu ortaya çıkan yeni anlamların, yeni imgesel tasarımların arkeolojisi olarak kavranmalıdır. Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi, filolojilerin inceleme alanlarını belirli bir dil ve kültür içerisinde kapalı (izole) kalmaktan kurtarıp kültürlerarası bir boyutta değerlendirmelerini mümkün kılar.

1.5.2      B. Edebiyatın Kültürel Ekonomik Boyutu

Edebiyat araştırmaları genellikle edebi eserlerin sanat boyutlarına ve yaratım aşamasına odaklanırken, kaynaklar edebiyatın göz ardı edilen kültürel ekonomik boyutunu vurgulamaktadır.

Edebiyat yayınları, yaratım aşaması dışında, üretim, dağıtım, tüketim ve ardıl tüketim aşamalarına sahiptir ve bu yönüyle kültürel ekonomik değere sahip içeriklerdir. Bir edebi eser, yaratıcısından çıktığı andan itibaren kültürel ekonomik bir ürüne dönüşür.

Edebiyatın kültürel ekonomik işlevleri şunlardır:

  1. İçerik Sektörlerinin Belleği: Edebiyat, kültürel endüstrilerin (yaratıcı ekonominin) merkezinde yer alan özgün içerikler bileşkesi olan sanat dallarının temel belleğidir. Bu edebi miras, sinema filmi, televizyon dizisi, animasyon, video oyunu, müzikal gibi farklı türden ardıl kültürel ekonomik içeriklere kaynaklık eder.
  2. Piyasa Dinamikleri: Basılı medya ve yayıncılık (kitapevleri, süpermarketler, AVM’ler) edebiyatın dağıtım ve tüketim aşamalarında yer alarak kültürel ekonomik boyutunu kanıtlar.
  3. Ticaret ve Fikri Mülkiyet: Edebiyat, bandrol satışları ve vergilerle devlete gelir sağlayan önemli bir kamusal gelir alanıdır. Fikri Mülkiyet ve Telif Hakları Kanunu, edebiyatın ticari bir alan olduğunun temel kanıtıdır. Reklam, moda ve indirimli kitap satışı gibi uygulamalar, edebiyatın ticari/kültürel materyale dönüştürüldüğünü gösterir.
  4. Kentsel Kalkınma: Yazar ve şairler, yaşadıkları kentlere yeni imgeler ve kimlikler kazandırarak kültür turizminin temel çekiciliğini oluşturan kültürel belleği yaratır.
  5. C. Görsel Kültür, Edebiyat ve Medya

Görseller, insanoğlunun kültürel ifade için kullandığı söz ve yazı ile birlikte üç temel formdan biridir. Görsel kültür, yalnızca biyolojik görmeyle alakalı olmayıp, kültürel olarak kodlanmış ve sosyal yapılanmış görmenin “görüntüye” dönüştüğü alandır.

Sinema, güzel sanatların bir dalı olarak edebiyatla en güçlü ilişkiyi kurar. Edebiyatın (özellikle romanın) zengin konu birikimi, sinema için kaynak teşkil eder ve sinema bu eserleri uyarlarken yeniden oluşturur ve yorumlar. Türkiye’deki kültür sektörü, medya ve sinema iş birliği sayesinde gelişmektedir.

Görsel kültür çalışmalarında derin analizler yapmak için disiplinlerarası bir yaklaşım zorunludur. Örneğin, arkeolojik bir eserin barındırdığı tüm bilgilerin (tarih, dil/edebiyat, semboller, kültürel bağlam) açığa çıkması için farklı disiplinlere ve onların bakış açılarına ihtiyaç duyulur.

Çeviri çocuk edebiyatı bağlamında, kültürel değerlerin aktarılması karmaşık bir süreçtir. Çevirmenler, kültürel ve ideolojik bariyerlerin yanı sıra erek kitlenin (çocukların) özel olması nedeniyle yazımı da değerlendirmek zorundadır. Çocuk edebiyatında çeviri, ya yerlileştirme (erek kültüre uygun çeviri) ya da yabancılaştırma (kaynak kültürün değerlerini koruma) stratejileriyle yapılmaktadır. Yabancılaştırma stratejisi, çocuklara kültürel zenginliği ve çeşitliliği tanıma fırsatı sunarak kültürlerarası anlayışı teşvik edebilir.